Perşembe, Kasım 26, 2009
>> Romanya'nın İlk İslam Okulu Açıldı
İslami eğitim alabilmek gayesiyle
gençlerin güvenilirliğini bilmediği internet sitelerine yönelmesi ve ülkede
belli bölgeler dışında İslami eğitim veren okul ya da kurumun bulunmaması,
Romanya'daki İslam davetçilerini harekete geçirdi. Üç davetçinin açtığı
elektronik okulda ülkenin dört bir yanından hatta ülke dışından Müslümanlar
Romanya diliyle İslami eğitim alabilecek. 2 yıl süreli olan bu okulda Kur'an,
fıkıh, sünnet, siret gibi İslami ilimler dersleri verilecek. Okulun kurucuları,
mezunların ileride imamlık yapabilmesi için okula resmiyet kazandırmaya çalışıyor.
Okulun kurucularından biri, aynı
zamanda da Romanya'daki Müslümanlar Cemiyeti'nin başkanı Kerim Engin, bu
projeye kendilerini şu iki sebebin ittiğini söyledi: İlki, Romanya'da genç
Müslümanlar ile İslam'a yeni girmiş kişilerin İslam ilimlerini derin ve
programlı bir şekilde öğrenmelerini sağlayacak İslami bir okul ya da üniversite
bulunmaması. İkincisi ise eğitim faaliyetleri için coğrafi alan sıkıntısı.
Nitekim İslami eğitim halkaları Romanya'nın sadece belli bölgelerinde
görülüyor.
Engin, bu kısıtlılık nedeniyle
birçok gencin bu ilimleri öğrenmek için yabancı kaynaklı İslami siteler aramaya
kalkıştığını, bu şekilde bazı sitelerin doğru olmayan fikirlerine maruz
kaldıklarını söyleyerek hazırladıkları bu projenin hem Romanya'daki hem de
dıştaki gençlere okulun elektronik sitesinden İslam'ı öğrenme fırsatı verdiğini
kaydetti.
Engin ayrıca bunun, Romanya'da 1989
yılında Komünist rejimin çökmesinden bu yana ülkede İslam sahasında
gerçekleştirilen en büyük ve en geniş proje olduğuna değindi.
Sağlıklı İslami Eğitim
Öte yandan Romanya'daki Genç
Müslümanlar Cemiyeti'nin başkanı Bari Nerdin bu adımın önemine dair şöyle dedi;
"Bu elektronik okul, Romanya'daki gençlere İslami ilimde Romanya diliyle
yasal bir merci sağlamış oluyor. Aynı zamanda gençleri internette bu ilimleri
gelişigüzel aramanın tehlikelerinden kurtarmış oluyor."
Genç Müslümanlar Cemiyeti başkanı
ayrıca bu okulun İslami kurumlar ve müftülük tarafından tanınması ve okula
resmi bir sıfat kazandırılması için uğraştıklarını, bu resmiyetin okul mezunlarına
bir sebeple mevcut olmadığı durumlarda imam rolü üstlenme imkanı vereceğini
söyledi. Nerdin'in ifade ettiğine göre Romanya'nın birçok kesiminde imam
bulunmuyor.
Okulun Düzeni
Okulda eğitim, okulun öğretmenleri
olan Engin ve Nerdin'in belirttiğine göre Romanya'daki Müslümanlar Cemiyeti'nin
sitesinde oluşturulan özel bir sayfa aracılığıyla gerçekleştirilecek.
(http://www.asociatiamusulmanilor.ro)
Eğitim süresi iki yıl olacak. Her yıl üç döneme ayrılacak. Bir dönemin süresi
ise üç ay olacak. Öğrenciler bu dönemlerde üç profesörden üç farklı ders
maddesini görecek. Ders programı hükümleri, okunuşu ve ezberi ile Kur'an-ı
Kerim, Kur'an ilimleri ve hadis, siret, fıkıh ve İslami kültür maddelerini
kapsayacak.
(www.timeturk.com)
Perşembe, Kasım 26, 2009
>> İstanbul'da İlk Kim Müslüman Oldu?
İslami kaynaklara göre, Hz. Peygamber Herakliyus ile
birlikte Bizans'ın Konstantıniyye'deki başpapazı Autocrator'a (Arapça Dugâtur
veya Bugâtur olarak okunur) bir mektup gönderdi. Dugâtur'un İstanbul'da büyük
bir kilisesi vardı. Kiliseye imparator ve Bizans'ın üst düzey yetkilileri
gelir, Dugâtur'dan dua alırlardı. Sahabe-i Kiram'dan Dıhyetü'l Kelbi Bizans
İmparatoru'na mektup getirdikten sonra baş papaza uğrar ve Hz. Peygamberin ona
verdiği mektubu teslim eder.
Dugâtur, Dıhyetü'l Kelbi'nin getirdiği mesajı okuduktan
sonra ona "Bana Kur'an'dan bir sûre yazın" dedi. Kelbi ona bir sûreyi
yazdı. Dugâtur'da "Bu, bildiğimiz Allah'ın kitabı" dedi ve Müslüman
oldu ama bunu süre gizledi. Daha sonra Müslüman oluşunu duyuran Dugâtur'a büyük
tepki gösterilir. Hıristiyanlığa dönmese için baskılar yapılır ancak o bunu
kabul etmez. Bizanslılar, İstanbulluları etkilemeye başlayan Başpapaz Dugâtur'u
cezalandırmak için öldürür ve yakarlar. Ailesinden bazıları ve onun sayesinde
Müslümanlar olanlardan bir kısmı uzun yıllar Müslümanlıklarını gizlerler.
Birçok İslam kaynağında Dıhyetü'l Kelbi'nin başpapaz
Dugâtur'a teslim ettiği mektup'ta şunların yazılı olduğunu kaydeder. İşte o
mektup:
"Rahman
ve Rahim olan Allah'ın adıyla! Ey duğatur (autocrator?..) Piskopos!
Allah'ın
selamı iman eden üzerine olsun!
Bu
(sözün) devamı olarak bil ki Meryem'in oğlu İsa saf ve temiz Meryem'e nasib
edip verdiği (indirdiği) Allah'ın Ruhu ve kelimesidir. Bana gelince ben,
Allah'a İman eder, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve Esbat'a vahyolunana ve bize
indirilene inanırım. Aralarında hiç bir fark gözetmeksizin Musa, İsa ve diğer
peygamberlere ulaşan vahye iman ederim. Biz o Allah'a teslim olmuşuz.
Selâm
hidayete tâbi olanlara”.
Konuyla ilgili rivayetlerin geçtiği kaynakların bir kısmı:
Ebu Nu'aym, Muntekâ, v. 31/b-32/a; Said bin Mansûr, Sünen, ikinci kısım, no:
2479, Heysemi, Mecmau'z-Zevâid, 5/306, 308'de Taberanî'den, Bezzâr ise
Keşfu'l-Estâfdan (2/44, yazma) nakleder. İbn Hacer, İsâbe, üçüncü kısımda, dâd
harfinde. Ayrıca konunun geçtiği bazı yabancı kaynaklar Caetani, 6/50 (ikinci
altyazıda); A. Sprenger, c. 3, s. 266 (birinci altyazı); Viriginia Vaga Rivista
degli Studi OrientalL 10(1923), s. 87-109.
(www.timeturk.com)

Cuma, Kasım 13, 2009
>> Kilise Kurbanları ve Karanlık Kilise Olayları
...Elbette gerek
kilisenin gerekse batının diğer ideolojilerine bağlı katliam, zulüm,
bozgunculuk ve sömürü yukarıda ki tarihi gerçeklerle sınırlı değildir. Örnek
olarak 1. ve 2. dünya savaşları, komünizm vs. zikredilebilir. Batının temelinde
tahrif edilmiş, sayısız kez insanların hevalarına göre reforme edilmiş bir din
ve o dine tepkiden doğan nice ideolojiler vardır. Dün (1000 sene önce) kutsal
toprakları şeytan Müslümanlardan kurtarmak için haçlı seferleri düzenleyen
vahşi batı, bugün terörizm ile mücadele ismi altında bunu devam ettirmektedir.
Dün ismi “Kutsal Savaş”tı bugün “Demokrasi”. İsimler ve vasıtalardan başka
değişen bir şey yok. Tarih tekerrürden ibarettir, ya da M. Akif Ersoy merhumun
dediği gibi: “Hiç ibret alınsaydı
tekerrür eder miydi?” 
Cumartesi, Kasım 7, 2009
>> Goethe Müslüman mıydı?
JOHANN WOLFANG VON GOETHE “MÜSLÜMAN MIYDI?” (1749-1832) (1) Bu araştırmada amacımız, Goethe’yi okuyucularımız ve öğrencilerimiz tarafından bilinmeyen yönleriyle, belgeler ışığında ele alarak tarihin tozlu sayfalarında küçük bir gezinti yapmaktır. Goethe gibi bir şahsiyetin üzerine sayısız makaleler yazılmış, araştırmalar yapılmıştır. Biz de yapılan araştırmalar eşliğinde dikkatlerden kaçan, belki de bilinçli olarak dikkat edilmeyen iki yönüyle büyük şair Goethe’yi ele almayı amaçladık.
Birçok çalışmaya konu olmuş, Goethe’nin İslamiyet’i kabulü ve Goethe’nin soy kütüğü hakkında elimizdeki belgeleri siz değerli okuyucularımızla paylaşacağız, yararlı olabilirsek kendimizi bahtiyar hissederiz. Bu çalışmada bütün bilgi ve belgelerin aslına riayet ederek, yaptığımız çalışma ile ilgili bilgileri ve yararlandığımız kaynakları verilen dipnotlarda belirttik. Bu çalışmada olması gerektiği gibi tarafsızca belgeleri, bilgilerinize yorumlarımı eklemeden vermeyi uygun görüyorum.
Goethe 1749’da Frankfurt’ta doğdu. İmparatorluk danışmanı Johan Kapsar Goethe ile Frankfurt belediye başkanının kızı Katharina Elisabeth Textor’un oğludur. Zengin aristokrat bir aileden gelen Goethe bunu en iyi şekilde değerlendirmiştir. İyi bir eğitim almış, Latince, Yunanca, İtalyanca, İngilizce, Fransızca, İbranice, Resim, Müzik, Edebiyat, Botanik ve Matematik alanında kendini yetiştirmiştir. Biyografi yazarları Goethe’nin sık sık aşık olduğunu sevdiği kızlarda aradığı özellikleri bulamayınca da üzüntüye kapılarak kendisini ilme ve edebiyata verdiğini ömrünün sonuna kadar ideal bir eş aradığını birkaç defa evlendiği halde idealindeki kadını bulamadığını kaydederler. 1774’de yayınladığı ünlü romanı “Die Leiden des Jungen Werter” (Genç Werter’in Acıları),adlı kitabında bu arayışın derin izlerini görmek mümkündür. Bu eser monolog mektup tarzında yazılmıştır. Kısa zamanda dünyaca ün kazanmıştır. bu roman bir hayat tarzını ortaya koymuş gençler arasında “Werter Modası” başlatmış Werter gibi giyinmek ve Werter gibi intihar etmek moda olmuştur. Goethe sonraki dönemlerde birçok resmi görevlerde bulundu. Schiller(11) ve Herder(10) gibi şahsiyetlerle dostluğu Goethe’ye önemli eserler vermesinde ışık tuttu. Faust bilinen en ünlü eserlerindendir bu eserde Faust insanı, Mefisto şeytanı temsil etmektedir. Bu iki karakter eserin iskeletini teşkil etmektedir. “Faust II”yi ölümünden iki gün önce tamamlamıştır. 1811’de “Şiir ve Hakikat” adlı manzum eserini yazmaya başlamış, eserde hayatının muhasebesini konu almıştır. Tuhaftır ki bu eserin tamamlanmasıyla yayınlamaya fırsat bulamadan ölmesi eserin ana konusuna uygun düşmekte eserle hayatı aynı anda noktalanmaktadır. Başlıca eserleri: Faust, Faust II, Kuran-ı Kerim Hulasası (KORAN-Auszüge), “Die Leiden des Jungen Werter” (Genç Werter’in Acıları),Wilheim Meister’in Çıarklık Yılları, Herman ile Dorothe, Renkler’in Teorisi, Doğu-Batı Divan’ı (West-Östlicher Divan), Baki’nin Hikmetli Sözleri (Die Weissagungen Des Bakis)
Goethe’nin hayatını derinden etkileyecek değişim hukuk tahsili için gittiği Strasbourg’ta başlayacaktır. Burada Johann Gottfriet Herder’le tanışacak, fikri yönden Herder Goethe’yi derinden etkileyecek, bu tanışma eserlerine dahi tesir edecektir. Herder’le ve aynı zamanda Kuran’la tanışması gençlik dönemine (22 yaşına) rastlar. Herder Alman şair ve yazarlarındandır. Goethe’den beş yaş büyüktür. Goethe ile Herder arasında geçen bir konuşmada Goethe, Herder’e “öyle hikmetli ve güzel sözler kullanıyorsunuz ki kaynağını merak ediyorum” dedi. Herder Goethe’ye “tebessümle” karşılık verdi: “Bu sözlerin kaynağını gerçekten merak ediyor musunuz?” Goethe: “evet” dedi, “beni size bağlayan bu hikmetli sözlerin kaynağıdır”. Herder “İşte benim hikmetli sözler kaynağım” dedi ve ona Arapça yazılı bir kitap gösterdi: Herder ”Eğer Alman milletinin böyle bir kaynak kitabı olsaydı, kim bilir ne büyük edipler ve şairler yetiştirir, başka dillerin tesirinde kalmazdık. Ayrıca birçoğumuz soyunu unutup yolunu şaşırmazdı” dedi.(1) Herder, bu kitabı Kant’ın(11) sohbetlerine devam ederken tanıdığını; eğer büyük bir şair ve edebiyatçı olmak istiyorsa bu kitabı okumasını tavsiye etti. Bu kitap kuşkusuz Kuran-ı Kerim’di. Goethe Kuran-ı Kerimi ve Kuran tefsirini okuyacağına söz verdi. Daha sonra Goethe bu kitabı tefsiri ile okuduğunu Wetzlar’da hukuk stajı yaparken yazdığı mektupta Herder’e müjdeler ve şöyle der: “Kuran-ı Kerim’de Hz. Musa’nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: Yarabbi benim dar olan göğsümü genişlet”(2)
Goethe Arapçadan Almancaya yapılan Kuran çevirilerini mukayaseli olarak okur ve etkisinde kaldığı surelerden istifade ederek “Kuran-ı Kerim Hulasası”-Koran Auszüge- adıyla bir eser meydana getirir (3). Doğu-Batı Divan’ı (West-Östlicher Divan)
Yine Kuran-ı Kerim’den ilham alarak yazdığı “Muhammed’in Nağmesi”-Mohamets Gesang- adındaki şiirinde Hz peygamberi över. Kuran’ın ramazan ayının kadir gecesinde indirildiğini bile Goethe, duygularını şöyle ifade eder: Kuran-ı Kerim’in peygamber’e semadan indirildiği bu geceyi ben niçin hürmetle karşılamayayım”(4)
Faust’tan sonra en önemli eserleri arasında yer alan “Doğu-Batı Divanı”(West-Östlicher Divan)”nı 1816 yılında okuyucuya takdim ederken şöyle der: “Doğu-Batı Divanı’nın yazarı, kendisinin bir Müslüman olduğu şüphesini reddetmez”(5)
5 Ocak 1814 tarihinde yazdığı bir mektupta Goethe Müslümanlarla namaz kıldığını ifade eder:”Ben burada öyle bir hikmetten söz edeceğim ki, Hz. Muhammed’in adının dahi konuşulmasına izin verilmediği çağımızda, müthiş bir hadise vuku buldu. Birkaç yıl önce kim diyebilirdi ki, bizim Protestan Kilisesi’nin salonunda Müslümanlar topluca namaz kılacaklar; Kuran-ı Kerim’den sure okuyacaklar! Hem de biz Başkurt Türk’lerinin namazına iştirak edeceğiz; onların hocalarıyla görüşüp tiyatroya davet edeceğiz. Bana özel olarak iltifat edip bir de “Ok-yay” hediye ettiler. Ben bunları ebedi bir hatıra olarak şöminemin üzerine astım. Cenâb-ı Hak en kısa zamanda sevgili misafirlerimize güle güle yurtlarına dönmeyi nasip etsin. (6) Mektupta bahsi geçen hadise Napolyon savaşları sırasında Rus ordusu içinde savaşa katılan Türk askerleriyle ilgilidir.
GOETHE’NİN SOY KÜTÜĞÜ
Biyografi araştırmacılarından Prof. Robert Sommer ve Dr.Garl Knetsch ayrı ayrı yaptıkları araştırmalarda Goethe’nin anne tarafından Türk soyundan gelen “Sadık Selim Sultan” adında bir Selçuklu beyine ulaştığını hayretle fark etmişlerdir. Kimse bu araştırmada böyle bir netice ile karşılaşacağını tahmin etmiyordu. İşin daha da ilgi çekici yönü, Prof Sommer, bu neticeyi Goethe’nin değil kendi soyunun şeceresini takip ederken ulaşmıştır. Hassen bölgesinden bir hanımla evli olan Sommer, hanımından gördüğü güzel huylardan dolayı, bu ailenin geçmişini merak etmiş bu araştırmaya bunun için başlamıştır. Şecereyi takip ederek Selim Sultan’a kadar ulaşan Sommer hanımının da Goethe ile aynı soydan geldiğini hayretle müşahade etmiştir.
Dr. Carl Knetsch’in Sommer’den habersiz yaptığı araştırmada, karşısına bir Türk Sultan çıkınca şaşırmış; böyle bir neticeyi tahmin etmediğini Goethe’nin Türk olsa bile Alman milletine ait olduğunu eseri “Goethe’nin Cedleri” adlı kitabında ifade etmiştir.
Her iki araştırmayı inceleyen Neils Hansen, yazdığı bir makalede “Goethe Müslüman mıydı?” sorusuna farklı bir açıdan yaklaşmaktadır(7). Kraliyet, belediye ve kilise kayıtlarında Goethe’nin Hassen bölgesinde yaşamış olan Johan Sultan ve Heinric Sultan adında iki atasına ulaşmıştır. Goethe’nin dedelerinden Heinric Sultan, Franckenberg’de Alman kuruşu “pfening”in mucididir. Bir başka kaynakta Strieder Matbası’nda basılan bir risalede Goethe’nin dedesi bir Türk Subayı olan Sadık Selim Sultan bir savaşta Almanlara esir düşer. Sadık Selim Sultan’ı esir alan “Graff von Lechmotir”, bu Türk subayını Almanya’ya getirmiş tavır ve davranışlarıyla cesareti ve soylu bir karakteri olan Sadık Selim Sultan’ı albaylığa terfi ettirmiş ve ona Johan adını vermiştir. Adını değiştirdiği Sadık Selim Sultan’a bir Türk arması vererek, onu soylu bir ailenin kızı olan Rebecka Bergman’la evlendirmiştir. Bu izdivaçtan üç oğlu olmuştur. Babaları ölünce Brankenheim’de Türk usulü bir türbe yaptırırlar. Babaları Sadık Selim Sultan’la üç oğlu bu türbede yatmaktadırlar. Bu türbe hala bugün “Sultanlar Kilisesi” olarak anılmaktadır. Bütün araştırmacılar Goethe’nin Türk soyundan geldiğini ve dedesinin “Sadık Selim Sultan” olduğu ittifakla kabul edilir.(7)
ESERLERİNDEN ÖRNEKLER:
Kainatın bütün atomlarıyla kendini izhar eden,
Rabbim birdir, ezeli ve ebedidir.
Bir’de çokluğu bulursunuz, çokluğu Bir’de anlarsınız;
Sizin de, sanatınızın da bir başı bir sonu vardır.
Baki’nin Hikmetli Sözleri (Die Weissagungen Des Bakis)
Çok az şeye katlanabilirim, kötü şeylerin çoğuna
Allah’ın bahşettiği sabırlı kalple dayanırım.
Zehir ve yılan gibi, pek az şey zıddıma gider,
Yani dört şey: Tütün dumanı, tahta kurusu,
Sarımsak kokusu ve haç.(8)
Kuran ezeli mi, değil mi?
Ben onu araştırmıyorum.
Kuran yaratılmış mıdır?
Onu da bilmiyorum.
O’nun kitapların kitabı olduğuna,
Müslümanlığımın gereği inanıyorum(9)
Fatih NACAR
Türk Dil Bilimcisi-Türk Dili ve Edebiyatı Bilim Uzmanı
Kaynakça:
1-Kathetina Mommsen, Goethe un der İslam, Stuttgart, Privatdruck, sh.7
2-Briefe I, sh:132, 10 Temmuz 1772
3-Hanna Fischer Lamberg, Der Junge Goethe, Bd.3, Berlin 1966, sh:125-127
4-Goethes Werke, Hamburg, 1948-1960, München, sh: 206
5-a.g.e.,sh:268
6- Briefe 3. sh:251, Hr.991.Friedric Wilhelm, Heinrich Trebra (1740-1819maz,
7) Goethe ve İslamiyet, terc. Dr. Bayram Yılmaz Esra Y. Konya 1991 Sh: 1
8-J. W. Goethe,Gedenkausgabe der Werke,Brife und Gesprache, Hrsg. Ermest Beutler, 24 Bde Zürich 1948, sh:235
9-Goethes Werke, Ham. Ausgabe in 14 Bden,1948-1960. seit 1972. München, sh:89
10-D. G. Herder. Gerçek bir tarih felsefesinin bir anlamda kurucusu sayılabilecek olan 19. yüzyıl Alman düşünürü. Tarihte, belirleyici öğenin genel olarak insan değil de, şu ya da bu türden insanın genel özellikleri olduğunu savunan ve bu iddiasıyla da, aynı zamanda antropolojinin babası olarak görülen Herder, organik bir doğal evrim görüşü geliştirmiştir. Bu anlayışa göre, doğa da tarih de, sürekli olarak dönüşen, yani oluş hali içinde olan alanlardır. Tarih, doğanın bir alanı olmakla birlikte, tarihsel olaylar, doğal olaylar gibi, kesin bir yasalılık ve nedensellik taşımaz. Zira, tarihi belirleyen en önemli öğe, genellik değil de, bireyselliktir. Tarihte yasalar aramaktan vazgeçilmelidir, her tarihsel olay bir kez ortaya çıkan bir gerçekliktir
11-Johann Christoph Friedrich Schiller (10 Kasım 1759 - 9 Mayıs 1805) Almanya'da 19. yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Romantik felsefe akımının önemli düşünürü, şair, (oyun)yazarı ve tarihçi
12-Immanuel Kant, 22 Nisan 1724 Königsberg – 12 Şubat 1804 Königsberg arasında yaşamış olan ünlü Alman filozofu.Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olmuş ve felsefe tarihinin kendisinden sonraki dönemini belirleyici olarak etkilemiştir.




